Akropol’den inen turistler, para ve pul koleksiyoncuları, tezgahçılar, tavernalara koşturan süslü püslü kızlar, çingeneler, garip bir bileşim oluştururlar burada. Tsio’nun kozmopolitik zenginliği, şehrin fotoğrafını sunar gibidir. Ama bu aynı zamanda çok düzenli bir kozmopolitiktir.
Herkes merdivenin hangi basamağında durduğunu bilir. Tezgahların sıralanışında bile sosyal bir arkaplan görebilirsiniz. Çingene Adonis dut ağacının altını tutmuştur. Yıllarca cezaevi yatmış olduğu, çok içtiği ve agresifliği bilinir, herkes biraz çekindiğinden, onun mekanı tartışma konusu bile değildir. Onun biraz berisinde çingene ailesinin parfüm ve gözlük tezgahı bulunur. Çoluk çocuk, hep birlikte burada otururlar, bazen başka çingene aileler de yanlarına gelir. Onlar sayesinde benimde yıllar sonra bir çocukla oynayabilme şansım oldu. Triandafilos küçük curasıyla tavernaları gezip şarkı söyler ve para toplar. Henüz 7 yaşında bile değil ama sevgilisi var. Tabi ben arkadaşı olduğum için bunu biliyorum, başka kimse bilmez. Ben yanındayken telefon açtı kız. Zaten bu çingenelerde 12-13 yaşında evlenir gidersin. Triandafilos’un kardeşi olan Erviş kaç yaşında tam bilmiyorum. Ama sürekli havalara fırlattığım için kilosunu söyleyebilirim. Kuş gibi hafif bir çocuktur. Bir deri bir kemiktir. Benim en iyi arkadaşımdır. Annesinin hoşuna gider arkadaşlığımız. Babası da hoşnut sayılır. Bilirler, Erviş sürekli oynamak ister.
Onların yanına Senegalli mösyö ve madam açarlar. Maun ağacından atlar, Afrika figürleri satarlar. Sonra benim küçük valiz durur yolun kenarında. Marjinal kızlar gelip bakarlar tuhaf takılara. Diğerleri durmaz bile. Bakır küpeler özellikle, hiç bir kadının takacağı türden değildir. Bu yüzden satışım olmaz ve sokaktaki en yoksul adam olduğum bilinir. Bense süslenme ihtiyacının absürdlüğünü bu şekilde ifade ettiğimi düşünerek kendimi rahatlatırım.
Benim yanımda açanlar sürekli değişir. Bazen Giritli Orfeos aynalarını koyar. Aynalarının şeklinde bir vajina çağrışımı olduğunu kendisi de farkeder. Yakışıklı çocuktur da üstelik ama fazla delikanlı olduğundan belki, nasipsizdir vajinalar konusunda. ‘’Naapabilirim, 25 yaşındayımve aklım başka şeye çalışmıyor’’der. 6 yıl inşaatlarda çalıştığından, yabancı olmanın, sırtında çuval taşımak olduğunu iyi bilir. Milletin aklı almıyordu diyor. Hem Yunanlı, hem uzun saçlı, bu çocuk niye inşaatlarda çalışır, diye düşünüyorlardı.
Sonra Zois’i görebilirsiniz. Altı kişilik eroinman bir arkadaş grubunun hayatta kalan tek üyesidir. Eski bir resim galerisi sahibidir ve ressam eşini de orada tanımıştır. Eroin çok şeyini alıp götürmüş, 4 çocuğu olduğu için sokakta tezgah açmaya başlamıştır.
Ardından sessiz sakin bir kadın olan Hrisa’yı, güleç yüzlü Dimitri’yi görebilirsiniz. Tezgahın yanında birşeyler örüyorlardır genellikle.
Sokağın köpekleri, bütün bu tezgahlar arasında ikramlara göre mekik dokur ve geçen arabalara havlarlar. Liderleri tıfıl boylu Ringo’dur. En büyük düşmanları, sokaktan geçen arabalardır. Ringo diğerlerini gaza getirir ve arkadan saldırıyı izler. En büyükleri olan beyaz kurt Bobo, Ringo’nun annesi Musia, tek gözü kör olduğu için daha korkak ve bu yüzden de daha saldırgan olan Maria, Komünist ve diğerleri hızla toplanır, sokaktan geçen süslü kızları korkuturak havlarlar.
Benim durduğum yer, herkesin ortasında bir yerdir. Hayatı tanımak için yollara düşmüş 3 Berlinli punkçı, çingeneler tarafından dışlanır. Karısını satan ve daha sonra öldüren amcası, Adonis’e bu pislikleri niye yanında tutuyorsun diye çıkışır. Adonis ona sen temiz misin diye sorar. Bunlar hayatı tanımak için yola çıkmışlar der. Almanlardan biri ejderha gibi ağzından ateş çıkarır. Böyle bulur yolunu. Diğerleri marketten yiyecek ve viski çalarlar. Çıplak ayaklarındaki yaralara sinekler üşüşür. Yeşil elbiseleri kirden kararmıştır. Geçen herkes bu tuhaf tiplere bakakalır. Neyseki oldukça sarışındırlar. Esmer olsalardı farklı bir kaderleri olacaktı mutlaka.
Sokakta herkesin bir becerisi, bir de masalları vardır. Herkes başka bir işe sarılmıştır. Annesinin İstanbul’lu bir türk olduğunu söyleyen Vladimir’i unutmamak lazım. O da tesbih satar. Geceleri süslenip eşcinsel barlarına takılır. Roleks saatini gösterir herkese. Araplara benzer ve iyi Fransızca konuşur. Aslında nereden geldiğini anlamak kolay değildir. Doksanına merdiven dayamış Niko ile iyi arkadaştırlar. Niko eski bir silah tüccarıdır. Lübnan savaşında çok para kazanmıştır. Boynundaki mavi fular ve siyah çerçeveli gözlükleriyle eski İstanbul beyefendilerini andırır. Hemen yukarıdaki evinden banklarda oturmaya gelir. Artık yalnız bir ihtiyar olduğundan, herkesle muhabbet eder. Kimseye burun kıvırmaz.
Akordeon, keman ve klarnetleriyle çalgıcılar kafelerden bahşiş toplar. Tsio’da hayat akar gider. Bambaşka karakterlerle...